YAŞAMA DAİR...

 (devamı)

bu topluluğa katıl

(üyelik yönetici onayı ile)

Fotoğraflar

çok yakında ankara'da
  1. mini
  2. mini
  3. mini
  4. mini
  5. mini
  6. mini
  7. mini
  8. mini

boşluk metinleri TV

göksel baktagir

GÜL DÖNÜYOR AVCUMDA

I

O akşam söylediydim ona
Gördüm Hümakuşunun iskeletini
Haber de saldıydım Pegasos'un sırtındaki ozana
Seyretsin diye ölümün bu sırça gelinliğini
Duyan da var bunu duymayan da.

O gün bugündür ıslık çala çala
Gelip geçiyor kapımın önünden
Konuşuyoruz da arasıra. Geçen gün dedi ki
Farketmez gözyaşı kimseyi, ruhsa
Başıboşbir deniz gibi anlamsız yatar
Kocaman bir ıssızlığı yonta yonta

Anlattı sonra uzun uzun.
Nasıl onardığını eski tekneyi
Nasıl kalafata çektiğini, boyasını
Hangi dağ çiçeklerinden kardığını. (Bir çocuk dişi parladıydı.. Çekmişti onu
kırmızı bir akşamüstünün dişetlerine. Ya direkleri? özenli bir kılıfa
girer gibi girmişti göğe. Doğrusu görkem iki parmak arasında büyüyen
ama hiç gölgesi olmayan uçsuz bucaksız bir bitkiydi. Giz olmayan bir
gizdi belki. Evleri dolaşan cinsiyetsiz bir tanrı da olamazdı ki.
İnandıydı bu yüzden kanının tekneyi dolaşıp şafakları çevirdiğine. Ve
gördüydü yer değiştirdiğini gövdesiyle teknenin böylece ruh olduğunu
anladıydı bira köpüğü gibi altınsı altınsı parlayan tahtalara. Ve
yetinmedi. Bir öğleüstü konservesini yedi. Çekti bıçağını sapladığı
yerden kaldırdı havaay. Birden parladı bıçak dünya zamanından başka
bir zamanla ve noktalandı uzayın çilekleri işbaşındayken. Besbelli bir
uzay tapınağındaki ilk duaydı bu. Ve seyretti uzun uzun tarihte yeri
olmayan bu titreşimi. Bir şey ki artık birdenbire her şeydi. Ve yazdı
bordasına İki Parmak diye İki Parmaktı çünkü teknenin ismi.)

II

Ey iki el arasındaki çaresiz vakit
Yıkanmış çekmiş çamaşırlar gibisin
Azsın, öyle çok kıyılısın ki genişliğime
İçinde asfaltların dondurmaların eridiği bir salı
Mühürler gibi kazılmış çarşambanın üstüne
Tuz uzun, bakışlarımsa bir avuç tuzla orantılı
Tam yüreğimin hizasında o otel
Bir otel ki sabah akşam buruşturan kıyıyı
Dönüp dönüp arkama baktığım işte
Severek bir ıslak battaniyeyi belki
Didiklenmiş bir saati, yıpranmış
Tırnak uçlarını ve her şeyi.

Oysa ey denizlerin ıslak geçidi
Her yandan sızan şeridi akarsuların
Balığın dil bilmeyeni ben
Neden hep tuzdan anlardım o zaman
Tuzdan mı, evet tuzdan
Denizin merasından yani.

Uzat elini artık, kutla kendini
Götür bir bardak sonsuz suyu ağzına
Bak
Gördün mü, hem de nasıl
Bir gül dönüyor öteki avucunda.

III

Ağrıtmayan böylece dindirmeyen o sabah
Puhukuşu muydu, neydi, öttü uzun uzun
Biçimini vermeye çalıştı bir yıkıntıya
Biz geçince dönüp baktı arkamızdan üç çocuk
Üçü de
Bir tahta perdenin önündeki ömründe
Gözleri dümdüz, kireç kıyıları gibi
Bir yanıp bir sönüyordu umuda ve ezikliğe.

Farketmez deniz de gözyaşını, dedim ustama
Ve gözyaşı denizi
Ey göstergelerinen güzeli, göster ki beni
Ben ıssızı yonta yonta gürültüler ederim
Kendimi yonta yonta dağılan bir mermerim

O sabah demir atmış bulduk
Tekneyi bütün kıyılarda.

EDİP CANSEVER

tupacameni   10 Haziran 2008 13:08  

Mor Külhani

1. Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2. Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3. Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4. Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5. Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler

6. Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

tupacameni   16 Mayıs 2008 00:08  

...
her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrını deneyen taş,
kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
kül koy şimdi yanına korunun
seni kavuran onu da yakmasın.
aşkla besle kendini,
gül yetiştir,
sardunya çoğalt.
ki, sen aşktan ve ayrılıktan
başka ne anlıyorsun.

Birhan Keskin

kogis   04 Nisan 2008 13:04  

"Öyle sevdim ki seni
Öylesine sensin ki!
Kuşlar gibi cıvıldar
Tattırdığın acılar."

kogis   03 Nisan 2008 00:22  

aslında boş bu sayfalar. hiç olmadılar.belki de her cümlede biraz daha boşluğa yaklaştılar. yazanlar mı... yazılanlar mı... bilinmez. ama yalnızlık en tanıdık duygumuz oldu her daim.

kogis   26 Mart 2008 00:23  

Hangi taşın altını kaldırsam içimi açarak bakarım.

İçim size kocaman bir yara…

Gidenler ah!..

Küserek öldüler…

Canıçıkmasın diye sözün, söz verdik, canımızı yırttık da

geldik!

Gözlerinin günahını aldım,gözümüzden düştüler…

Ah! o büyük sözler, utanırlar küçücük kelimelerden…

Cebimde ısırılmış güneş, ay çiğneyerek yürüyorum…

Ah, kimsenin kimsesiz kaldığı, kimsenin kimseden

geçemediği ...

Ezilmiş bir harfin gölgesi sokaklarda…

Ne çıkar, ne çıkar, o büyük la yıkanmadık mı?...

nadan   18 Mart 2008 01:26  

Yağmur Herkese Yağar
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi

Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan

Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan

Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi

Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan

tupacameni   15 Ocak 2008 18:06  

"Öyle anlar olur ki, boşlukta hissederiz kendimizi
- oysa bir yanılgıdır bu:Çünkü, aslında, zaten, sürekli boşluktayızdır da, ancak belirli anlarda -arada bir-hissederiz bunu: olup-biten, boşluğa 'düşmemiz' değil, boşluktalığımızı duymamızdır; çünkü, duysak da duymasak da, zaten, BOŞLUKTAYIZDIR..."
Oruç ARUOBA

kogis   18 Kasım 2007 22:15  

ruhumuzun şemsiyesi yok ki nasıl korunacağız zamandan

tupacameni   09 Kasım 2007 00:07  

"yaşamın, beklediğinin gelmemesi -- ki, işte :
senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen
olacak."

kogis   06 Kasım 2007 00:41  

Not Defteri rss kaynağı

Mensupları neler demişler

ufak detaylarda gizli biraz galiba her şey o bpek farkına bile varılmayan detaylarda...

dylon   4 gün önce  

düz yolda taşa takılıp düşmek gibidir yaşam

kayaları geçersin ,geçersin ...

küçük bir taşa takılıp düşersin

alizya06   27 Haziran 2008 21:06  

ertelerken yaşamını uzak bir geleceğe,
gün gelir ve ıslanmamış günün hiç kalmazmış...

migliore   26 Haziran 2008 22:24  

bir kaç kelam etmeli doldurmalı boşlukları araya bir kaç sözcük sıkıştırıp...tüm tedirginlikleri atmak için üstümüzden uzun uzadıya araya girmesin diye hiç bir engel

dylon   25 Haziran 2008 15:14  

Biraz his lütfen....

En karanlık an .. en rahatsız... bu kadarı bile ölümü getirine, korkularımı sarıp sarmalar. Korkma benden güzel melek , hadi beyazlar giydir bana, şevkatli ellerini esirgeme yüzümden. Kayıp değilim , sizlerden biri değilim ben. Götür beni kayıplarımın yanına , sahipsizime , kendimden olana , kendim olana, boğma hıçkırıklara bedeni , dindirme acıyı , hissiyatı. Rağzıyım sana olan bütün boyun eğişlere. Kin tutmuş beden kimin umrunda , sonu olan hapsoluşlar, kimin umurunda.Saygımı kazandır bana , onurumu akıt avuç içlerime. Soğuk nefesler sür odamın duvarlarına , kırmızıya boya. Kurut dudaklarımı , kesikler kalsın öpüşlerime. Sana uyanayım ve kendi varlığıma kavuşayım. En iyi sen bilirsin düşü düşlerek kalabilmekti en zor olan. Hala dayanırken ve bütün destekler paslanmışken , gün mora çalarken el sür bakirliğime. Gel artık ayak seslerini işitğim güzel. Gel artık nefesini soluduğum güzel.Gel artık ben hala seni beklerken.

RustyNail   24 Haziran 2008 04:41  

Kızıyorsun bana. Küçük şımarık bir kız olmama, sorun olmayanları senin gözüne sorunmuş gibi sokmama. Çocuk diyorsun belki bana. Haklısın…
Ne zaman biri terk etse beni çocukluğuma zorunlu bir u dönüşü yapıyorum. Belki de o ilk gidenimin beni terk ettiği yerdeyim hala. Şimdi kim gelse onun bıraktığı yerden saçlarımı örmeye devam edecek diye düşünmem bundan. Şimdi kim gelse yarım kalan kağıttan gemilerimizi tamamlama çabam bundan.
Kağıtları mı bitti herkesin. Niye, ağaçları telef etmeme çabası mı var. Herkes mi büyüdü bu sorumluluğu üstlenecek kadar.
Oysa uçak yapacaktık daha sözü vardı, hafta sonu pikniğe bile giderdik belki. Büyük bir uçurtmayı yapabilmek için çok fazla gazete gerekiyordu ya bütün hafta gazeteleri biriktirmem bundandı.
Manşetlerden düşmeyen savaş ve ölüm haberleriyle büyütülmek bu coğrafyadaki çocukların ortak kaderiydi belki. Milli gelir dağılımdan payımıza düşen kadar hayalimiz vardı bizim.
Ama o geldiğinde bitecekti işte hepsi (değil mi?). O geldi (değil mi?)
Gazeteleri okuyarak bekledim, pikniğe gidemeyecek kadar büyük bir kız olana kadar.
Tali bir yol ayrımında ana caddeye çıkmaya cesaret edemeden. Arabaların dikiz aynalarından izleyerek kendimi gitmelerine izin verdim.
Her gidenle biraz daha küçülüyordu aynadaki yansımam.
Ben biraz daha çocuk, kaldığım yerde.
Yoktan var ettiğim gerginliklerin sebebi aynanda kendini görememem mi. Yok, çocukluk işte. Sadece ben orada beklerken yorulup düşersem ve sen de görmezsen beni. Dizlerimin kanı durmazsa orada kan kaybımdan sebep çıkmazsa hiç sesim, sesin…
Biliyor musun son zamanlarda kapım ne zaman çalsa bir intihar provası, kapım ne zaman çalsa ödenememiş bir borç hayata.
Kapım ne zaman çalsa..…döndüğümde kimse yerinde değil…
Ve tekrar açtığımda kapıyı ben hep orada içerisi boş/luk…
Nasılsın diyorsun ya bana ve nasılsın diyenlerin hepsi içeride olmalı diye düşünürken ben, ben hiçbir şeyim yok diyorum, kızıyorsun bana.
Nasılım? Hiçbir şeyim yok benim gerçekten “hiçbir şeyim yok” ve hiçbir şeyim.
Peki sen “bir şeyim” orada olsan, tutsan elimi ve ben sussam yol boyu dinlesem seni.
Sadece bu işte, uçurtmayı tekrar uçurabilme isteği başka hiçbir şey değil / sadece bir şey işte istediğim senden / ondan / kendimden…

migliore   23 Haziran 2008 16:55  

HİÇ'e VEDA

Biraz his lütfen

Pencereni ve perdeni aç , bırkak şehrin gürültüsü odana aksın. Bu kadar sakin olmak anlamsız geliyor bazen. En azından şehir birşeyler yapsın. Sirenler çalsın , kornalar ötsün , ışıklar parlayıp gözlerimin var olduğunu hatırlatsın. Kimin için burda olduğum sorusu çığlıklarını bastıyor.Bu gerçekten sinir bozucu. Odanın rengini değiştirmişsin hoş olmuş. Kırmızı sana çok yakışıyor. Hadi bana adamı söyle kayıp bir zamanım senin için yıllar önce söylmiştim. Hatırlamıyorsun değil mi ? Evet bende hatırlamıyorum. Kİmsenin bu kadar umursamaz olduğunu düşünmemiştin beni tanımadan önce. Hayatımın tam ortasındaki kalın bir çizgisin ve ben o çizginin sana ve bana ayırdıklarından çok daha azıyım artık. Bundan bıktım. Bu kadar basit olmasından. Bir işaret zamiriyle bile anlatılabilicek kadar ucuz olmasından.

Tanrı beni kahretsin... Tanrı seni kahretsin...

Hala ölece otuyorsun şehrin bizim için anlamsız kalan bütün gürültüsüne ahşap zeminin gıcırtılarıyla cevap verirken ben. Boş boş dolanıyorum kırmızılar giydirdiğin odanda. Hayatımın anlamına boyamışsın sularıda yeşile. Bir bardak içtim biraz önce. Görmüyoruz değil mi Tatlım? İkimizde neler olup biteceğini görmüyoruz. Sen tanrıya bir ağıt ben kendi hayatıma bir ceza ve belkide seninkine. Senler ve benler ne kadar uzak kalmış bizden ; yazarken farkettim. Işığı açmak istiyorum ama görmek için değil en iyi sen bilrsin fazla ışıkta göremem ben.

Gitmek istiyorum; beni herşeye bağlayan halatı keskin ellerimle param paraça ederek koparmak ; güzelim yüzüne son bir kez dokunup iyileşen izlerimi kanatıp gitmek istiyorum. Hala odandayım hala odamdayım. İsteklerim arafta kalışlarım ve rahmine yüz gezdirişlerim, seni ve beni orda sakla. Hala biz değiliz nasıl olsa. Birazdan kapının sesini duyarsın ama aldanma giden sadece benim gelen ise herşeyim. Ne mutlu sana.

RustyNail   22 Haziran 2008 16:26  

o buradaysa ben olmayacağım.

ssuvat   18 Haziran 2008 23:58  

şekiller mi var içinde bulunduğumuz yoksa biz mi soyutlaştırıp somutlastırıyoruz . Artık her gün değil her göz kırpmamızda farklı sahneler geliyor önümüze. Öyle anlar yaşanıyor ki, salyangoz gibi ağır aksak, gıdım gıdım ilerliyor. Olmasın derken oluyor, olsun derken de olmamak için daha da kailiyor bedenler.

metabolic   13 Haziran 2008 16:06  

Bilirim elveda demeyi sevmez o. Susar gitmeyi gerçekten kafasına koyduğu zamanlarda. Her veda bir gidemeyiştir çünkü. Acıtmaktır karşısındakini, kandırmaktır kendini. Bilir, demez hiçbir şey...

migliore   11 Haziran 2008 10:29  
 

son cevherler

topluluğa son katılanlar

  1. PUDUHEPA
  2. adrien
  3. Lusnicca
  4. unforgiven0650
  5. csndra
  6. toujours
  7. koorquluk
  8. psychomelody
  9. n0ah
  10. vitriol
  11. elensar
  12. soncumleninkalemi
  13. izafiyet
  14. Guccar
  15. sorgusuz
  16. yOLcv

tümü »
rapor et bu topluluğun kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.