sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

YAŞAMA DAİR...

 (devamı)

bu topluluğa katıl

(üyelik yönetici onayı ile)

Fotoğraflar

çok yakında ankara'da
  1. mini
  2. mini
  3. mini
  4. mini
  5. mini
  6. mini
  7. mini
  8. mini

Umutsuzlar Parkı II.

Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
Her cümlede iki tek göz, bu kimin
Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
Ya da tam tersine
Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
Sulardan ürpermek gibi dokununca,
Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
İş edinmişim öyle kimsesizliği
Kendimi saymassam - hem niye sayacakmışım kendimi -
Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
Onu da tatmak gibi
Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
Ama gitmenin saati geldi
Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
Açinca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
Öyle iş olsun diye mi, hayır
Bilirim içerde kendimi bulacağımı
Dışarda görüldüysem inattan başka değil
Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
Ve açıyorum bütün muslukları
Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
Ne geldiği, ne de gittiği yer belli
Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
Alıştım istemiyorum.
.

Edip Cansever

tupacameni   01 Nisan 2009 18:51  

İKİ KENT

Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
Geçersin geçersin geçersin
Gökteki tek yıldızdan üşüyerek.

Görüyorsun değil mi
Ne kadar inceldi kent
Ansızın bir kent daha görünecek.

Bak işte, duyuyor musun
Öpüldün bırakıldın sanki
Bir değil iki tülü senin de soluğun.

EDİP CANSEVER

tupacameni   14 Mart 2009 01:04  

TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ

..salı gecesi..

kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı

daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı

gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı

görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı

duruşma arası

( o varsa kırılır buzlu camları kışın
anlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın

yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)

ATTİLA İLHAN

tupacameni   14 Şubat 2009 03:21  

Gece Nöbeti

daha az seviyorum seni
giderek daha az
unutur gibi seviyorum
azala azala
aramızdaki uzaklığın karanlığında

geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca
daha az seviyorum seni
kendini iyileştiren bir yara gibi
daha az
ve zamanla

sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da

artık daha az seviyorum seni
unutur gibi, ölür gibi daha az
yeniden ödetiyorum kendime
onca aşkın öğretemediğini
kolay değildi
yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben
kaç acı birden imtihan etti beni
bir tek gece vardır insanın hayatında
ömür boyu sürer nöbeti
bu da öyleydi,
iyi ol, sağ ol, uzak ol
ama bir daha görme beni.

Murathan Mungan

tupacameni   13 Şubat 2009 00:13  

Çok Üşümek

Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın

Bir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde
Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça

Bir Kalır yabancı yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer

O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler

Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep 'Evet' dedikleri

Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız

Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın birgün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
.

Turgut Uyar

tupacameni   01 Şubat 2009 23:58  

SESLİ HARFLER

Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi
Burası ben, gene bir sevdaya çağrıldı o yer
İnanma ellerimi deniz, ağzımı bulut ettiğime
Ağzım da, ellerim de dünyaya göre
Günüm aydınlıkla biter.

Tut ki ben her türlü görünmenin apayrısı
Gün günden sevdaya benzer
Bir adam düşünürsem şapkası maviyle gelen
Bir ekmek koparılsam işte o sıra
Benzer mi benzer sevdaya
Bir duruşum var çevresi gözlerinden.

Sanki yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi
Uyanık, duygulu, her günkü yanımda
Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği
Kendimi görmeye parklara gidiyorum
Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri.

Kaçsam da bir türlü karanlık şimdi
Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle
Aşka, dövüşe, maviye yetmek için
Biriyim, cesurum, var mısın ellerime
Bir başka sabaha kadar içelim.

EDİP CANSEVER

tupacameni   01 Şubat 2009 04:48  

ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM
Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında

Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma

Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa

Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da

Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa

İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna

Börekçi! diye bağır istersen şurda
Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza

Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?

Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
Londra'da

Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca

İnan Selimiye'nin minareleri gibisin
Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya

CEMAL SÜREYA

tupacameni   10 Aralık 2008 19:56  

SULARDAN ÜRKÜ

suların çoğaltığı seslerden ürküyorum
yorgunluk veriyor türkü¹
alacakaranlık gibi anlamsız bir şey bir
çoban kepeneği gibi ya da
gelip çakılıyor aklıma
sonra hiç bir şeye benzemiyor
bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor
ama
hiç bir şeye benzemiyor
tutturduğum türkü

nedendir bilmem
Edip le söylediğimiz zaman
oluyordu halbuki

----------------------------
¹ türkü ye kafiye aradığımı sandınız,yanıldınız!

TURGUT UYAR

tupacameni   26 Ekim 2008 23:38  

FEDERİCO GARCİA LORCA İÇİN ÜÇ ŞİİR

Ah işte her şey orda...
Ben severim omuzlarımı bir gün
Sırmaları, apoletleri olmasa da.

Ben severim omuzlarımı bir gün
Göçen bir maden direğinin altında

Su akar kendir tarlalarından
Ah her şeyim...Ben severim omuzlarımı bir gün
Savaşta bir başka omuzun yanı başında
Yatakta bir ince omuzun yanı başında

Yol uzun, hava sıcak
Kırbaçlarım atımı varırım Kurtuba ya...

İndiğini görürsem bir gün sığırcıkların
ve sürüler halinde,ovaya
İnsanların dünyayı bölüştüklerini hatırlarım
Bir gün daha...

Sevişirim ölürüm, savaşırım, ölürüm
Doldururum çantama kara ekmek ve peynir
Varırım Kurtuba ya...
'saat beşte akşamleyin'

Ah ellerim ve kalbim
Her şey orada kaldı.
Keçeler keçeler ve portakallar
Kireç döktüler yere. Kara gözlüm, kalbim,
Halkımın fakir akşamlarıdır, biliyorum
Kanlı bir mendil diye bağlanan gözlerime
Kireç döktüler yere,
Bir duvarın dibinde
Bir deppoyun önünde
Kiraz ağaçlarına ve sığırcıklara karşı
.......

Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde
Ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde ve her dilde...

obra
completas

Artık kat’iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı gül dalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya’da
ve her yerde...

TURGUT UYAR

tupacameni   25 Eylül 2008 16:22  

EDİP CANSEVER

Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

tupacameni   07 Ağustos 2008 12:28  

Not Defteri rss kaynağı

Mensupları neler demişler

yine kasvetli ruhuma dönüş başladı,yapılacak bütün hamleler yapılıp geriye hiçbirşey'in kaldığı an.

Fala z morza   03 Ağustos 2011 01:43  

ne de karmaşa bulaşmış yeryüzüne
bak,farkedlilmez olmuş göğün dışavurumu insanların arasında...
deniz vermiş değerini damlaların bir tek karıştırmış kendi içinde...

dylon   03 Temmuz 2011 22:36  

"Bazen tüm bağları koparıp gitme cesaretini buluyorum kendimde.
İşte o an, keşke nereye gideceğimi bilsem !
...Giderim herhalde".

muller tola   16 Ocak 2011 02:05  

bumudur2   15 Aralık 2010 14:39  

Bu grup hala duruyor mu ? hehe bravo valla..

metabolic   27 Ekim 2010 22:15  

kayıp kuşaklar olarak adlandırıldık biz...kayıptık,uzaktık kime karşı neye karşıydı...kayıp olan bizler mi yoksa kayıp diye nitelendiren evvelkiler mi ..
geçen zaman daha da kayıplaştırıyor beni oysa hayata karşı,kendime karşı...
anlamlandırmaya çalıştıkça anlamını yitiren tümceler kurduruyor boyuna,boylu boyunca...

dylon   21 Mayıs 2010 22:25  

bukadar uzattma bısana bakıyorum bı bosluga pek fark yok aranızda ben bosluga gıdıyorum sensız

zakrom   15 Mayıs 2010 19:07  

ÜÇLEME

Bir eş buldum sözü ayna
aynada ben
Bileğine yapışmıştı zaman
sandım ki bana ayarlı
Şimdi yalnızlık vaktidir dedim
sadece kendine güvenen
Bir Allah
Bir Peygamber
Bir kul eden

İki gözüm iki elim gibidir
bir kelimeye tutunurda hissedemezsin
Yaşken eğilmiş gözlerim kadar yaşlı olamazsın
Kötü düşlerle çocuk bir korku ağlatıp
öldüm diye bayılarak hayatı kandıramazsın

Üç çocuğum kaldı ortada
biri Merhamet ; şu marazlı
Aşk ' tır adı şu hem güzel hem kör olanın
Bir Sevgi ' yi kurtardım eliyüzü düzgün
o ateşli hastalıktan
Ben Allahım diyor şimdi
sanırım onunda aklı hesaplı

Emirzade Cüneyd

FAZZLA   20 Mart 2010 16:23  

sen şimdi uyu, üstünü açmaya gelir elbette birileri..
yorgun gibi yapabilirsin, ben inanmayı severim.. geliştirdiğim bir oyundur, öyle inanırım ki "kandırdımm" diye uzaklaştığında yerinden gülmeye devam ederim.. zaten ikimiz yanyana yalnızca gülüşürüz.. dikenlerimiz çarpıştığında dağılırız..ben en çok inanırım.. şimdi sadece beş dakika.. sonra belki ben de uyurum.. sahlep fincanıma kahve karıştırarak.. kandırmış mı olurum?
süt senin yüzün olur, ben toz olur yalanlarım kendimi.. öykünüşüm olur sana, biraz daha büyürsün üstelik senin uykuların hep kaçırılmış, şimdi örterim üstünü..açmaya gelir elbette yenileri.. ben yalanlara da inanırım..
beni kandıramazsın..

safranlekesi   15 Şubat 2010 14:47  

Üzerinden atlaya atlaya yürümekten her şeyin, yorulamamak bir türlü...

saatler   12 Ocak 2010 21:25  
 

son cevherler

topluluğa son katılanlar

  1. aslan3434
  2. prototiptip
  3. mechul ul ahval
  4. Svila
  5. aycanyuce
  6. kofteli kiyma
  7. zordur bilirsin
  8. beckheineken
  9. diorpheus
  10. eftelya82
  11. ozchee
  12. Darksiege
  13. demol
  14. allakbullak
  15. satanist katili kedi
  16. coskunn

tümü »
rapor et bu topluluğun kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage