|
YAŞAMA DAİR... (devamı) |
Umutsuzlar Parkı II.
Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
Her cümlede iki tek göz, bu kimin
Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
Ya da tam tersine
Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
Sulardan ürpermek gibi dokununca,
Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
İş edinmişim öyle kimsesizliği
Kendimi saymassam - hem niye sayacakmışım kendimi -
Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.
Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
Onu da tatmak gibi
Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
Ama gitmenin saati geldi
Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
Açinca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
Öyle iş olsun diye mi, hayır
Bilirim içerde kendimi bulacağımı
Dışarda görüldüysem inattan başka değil
Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
Ve açıyorum bütün muslukları
Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
Ne geldiği, ne de gittiği yer belli
Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
Alıştım istemiyorum.
.
Edip Cansever
İKİ KENT
Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
Geçersin geçersin geçersin
Gökteki tek yıldızdan üşüyerek.
Görüyorsun değil mi
Ne kadar inceldi kent
Ansızın bir kent daha görünecek.
Bak işte, duyuyor musun
Öpüldün bırakıldın sanki
Bir değil iki tülü senin de soluğun.
EDİP CANSEVER
TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ
..salı gecesi..
kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı
daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı
gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı
görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı
duruşma arası
( o varsa kırılır buzlu camları kışın
anlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın
yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)
ATTİLA İLHAN
Gece Nöbeti
daha az seviyorum seni
giderek daha az
unutur gibi seviyorum
azala azala
aramızdaki uzaklığın karanlığında
geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca
daha az seviyorum seni
kendini iyileştiren bir yara gibi
daha az
ve zamanla
sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da
artık daha az seviyorum seni
unutur gibi, ölür gibi daha az
yeniden ödetiyorum kendime
onca aşkın öğretemediğini
kolay değildi
yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben
kaç acı birden imtihan etti beni
bir tek gece vardır insanın hayatında
ömür boyu sürer nöbeti
bu da öyleydi,
iyi ol, sağ ol, uzak ol
ama bir daha görme beni.
Murathan Mungan
Çok Üşümek
Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın
Bir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde
Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça
Bir Kalır yabancı yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep 'Evet' dedikleri
Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız
Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın birgün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
.
Turgut Uyar
SESLİ HARFLER
Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi
Burası ben, gene bir sevdaya çağrıldı o yer
İnanma ellerimi deniz, ağzımı bulut ettiğime
Ağzım da, ellerim de dünyaya göre
Günüm aydınlıkla biter.
Tut ki ben her türlü görünmenin apayrısı
Gün günden sevdaya benzer
Bir adam düşünürsem şapkası maviyle gelen
Bir ekmek koparılsam işte o sıra
Benzer mi benzer sevdaya
Bir duruşum var çevresi gözlerinden.
Sanki yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi
Uyanık, duygulu, her günkü yanımda
Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği
Kendimi görmeye parklara gidiyorum
Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri.
Kaçsam da bir türlü karanlık şimdi
Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle
Aşka, dövüşe, maviye yetmek için
Biriyim, cesurum, var mısın ellerime
Bir başka sabaha kadar içelim.
EDİP CANSEVER
ROMAN OKUDUM SENİ DÜŞÜNDÜM
Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında
Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma
Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da
Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa
İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna
Börekçi! diye bağır istersen şurda
Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza
Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?
Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
Londra'da
Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca
İnan Selimiye'nin minareleri gibisin
Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya
CEMAL SÜREYA
SULARDAN ÜRKÜ
suların çoğaltığı seslerden ürküyorum
yorgunluk veriyor türkü¹
alacakaranlık gibi anlamsız bir şey bir
çoban kepeneği gibi ya da
gelip çakılıyor aklıma
sonra hiç bir şeye benzemiyor
bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor
ama
hiç bir şeye benzemiyor
tutturduğum türkü
nedendir bilmem
Edip le söylediğimiz zaman
oluyordu halbuki
----------------------------
¹ türkü ye kafiye aradığımı sandınız,yanıldınız!
TURGUT UYAR
FEDERİCO GARCİA LORCA İÇİN ÜÇ ŞİİR
Ah işte her şey orda...
Ben severim omuzlarımı bir gün
Sırmaları, apoletleri olmasa da.
Ben severim omuzlarımı bir gün
Göçen bir maden direğinin altında
Su akar kendir tarlalarından
Ah her şeyim...Ben severim omuzlarımı bir gün
Savaşta bir başka omuzun yanı başında
Yatakta bir ince omuzun yanı başında
Yol uzun, hava sıcak
Kırbaçlarım atımı varırım Kurtuba ya...
İndiğini görürsem bir gün sığırcıkların
ve sürüler halinde,ovaya
İnsanların dünyayı bölüştüklerini hatırlarım
Bir gün daha...
Sevişirim ölürüm, savaşırım, ölürüm
Doldururum çantama kara ekmek ve peynir
Varırım Kurtuba ya...
'saat beşte akşamleyin'
Ah ellerim ve kalbim
Her şey orada kaldı.
Keçeler keçeler ve portakallar
Kireç döktüler yere. Kara gözlüm, kalbim,
Halkımın fakir akşamlarıdır, biliyorum
Kanlı bir mendil diye bağlanan gözlerime
Kireç döktüler yere,
Bir duvarın dibinde
Bir deppoyun önünde
Kiraz ağaçlarına ve sığırcıklara karşı
.......
Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde
Ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde ve her dilde...
obra
completas
Artık kat’iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı gül dalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya’da
ve her yerde...
TURGUT UYAR
EDİP CANSEVER
Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.
Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.
yine kasvetli ruhuma dönüş başladı,yapılacak bütün hamleler yapılıp geriye hiçbirşey'in kaldığı an.
ne de karmaşa bulaşmış yeryüzüne
bak,farkedlilmez olmuş göğün dışavurumu insanların arasında...
deniz vermiş değerini damlaların bir tek karıştırmış kendi içinde...
"Bazen tüm bağları koparıp gitme cesaretini buluyorum kendimde.
İşte o an, keşke nereye gideceğimi bilsem !
...Giderim herhalde".
kayıp kuşaklar olarak adlandırıldık biz...kayıptık,uzaktık kime karşı neye karşıydı...kayıp olan bizler mi yoksa kayıp diye nitelendiren evvelkiler mi ..
geçen zaman daha da kayıplaştırıyor beni oysa hayata karşı,kendime karşı...
anlamlandırmaya çalıştıkça anlamını yitiren tümceler kurduruyor boyuna,boylu boyunca...
bukadar uzattma bısana bakıyorum bı bosluga pek fark yok aranızda ben bosluga gıdıyorum sensız
ÜÇLEME
Bir eş buldum sözü ayna
aynada ben
Bileğine yapışmıştı zaman
sandım ki bana ayarlı
Şimdi yalnızlık vaktidir dedim
sadece kendine güvenen
Bir Allah
Bir Peygamber
Bir kul eden
İki gözüm iki elim gibidir
bir kelimeye tutunurda hissedemezsin
Yaşken eğilmiş gözlerim kadar yaşlı olamazsın
Kötü düşlerle çocuk bir korku ağlatıp
öldüm diye bayılarak hayatı kandıramazsın
Üç çocuğum kaldı ortada
biri Merhamet ; şu marazlı
Aşk ' tır adı şu hem güzel hem kör olanın
Bir Sevgi ' yi kurtardım eliyüzü düzgün
o ateşli hastalıktan
Ben Allahım diyor şimdi
sanırım onunda aklı hesaplı
Emirzade Cüneyd
sen şimdi uyu, üstünü açmaya gelir elbette birileri..
yorgun gibi yapabilirsin, ben inanmayı severim.. geliştirdiğim bir oyundur, öyle inanırım ki "kandırdımm" diye uzaklaştığında yerinden gülmeye devam ederim.. zaten ikimiz yanyana yalnızca gülüşürüz.. dikenlerimiz çarpıştığında dağılırız..ben en çok inanırım.. şimdi sadece beş dakika.. sonra belki ben de uyurum.. sahlep fincanıma kahve karıştırarak.. kandırmış mı olurum?
süt senin yüzün olur, ben toz olur yalanlarım kendimi.. öykünüşüm olur sana, biraz daha büyürsün üstelik senin uykuların hep kaçırılmış, şimdi örterim üstünü..açmaya gelir elbette yenileri.. ben yalanlara da inanırım..
beni kandıramazsın..